Top Social

Image Slider

Süleyman Hilmi Tunahan: Allah yolunda cihat ve takva, kurtuluşa ve beklenmedik yerden rızka vesiledir

ali haydar ahıskalı, cihat, fetva emini, hizmet, mahmut ustaosmanoğlu, müceddid, mürşit, rızık, süleyman hilmi tunahan, takva, talebe,

Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri buyurdular:

- "Dersiâmlar Cemiyeti Umumî Kâtibi (yani Ordinaryüs Profesörler Derneği Genel Sekreteri) idim. Medreseler kapatılıp dağıtıldığında, binlerce dersiâm (Ordinaryüs profesör, medrese hocalarının hocası) vardı. Hepsine haber ِgönderdim. "Kendi imkânlarımızla beşer talebe okutmağa devam edelim, böylece on binlerce talebe olur." dedim. Kimisi korktuğundan, kimi de,

- "Bu iş artık bitmiştir. (Bu işten bize geçinmek imkanı kalmamıştır. Başka geçim sebeplerine uymamız lazım ya da, bu talebe okutma işini temelden yıktılar, bizim gücümüz yetmez.) Biz ne yapabiliriz..." diyerek yanaşmadı.

Bazısı da açıkta kalıp geçim darlığından perişan oldu... İstenilen gayret gösterilemedi ve hizmet yapılamadı. Korkanlar çok yaşadı da korkmayanlar çabuk öldü diye bir kaide (kural) yok.. Korku fayda yerine zarar getirir. Hem bizler, şartlar ne olursa olsun din hizmetiyle memuruz. Hizmet bizden, hidâyet Allah'tan... Allah yolunda cihad ve takvâ, kurtuluşa ve beklenmedik yerden rızka vesiledir..."

***
Bir gün çok üzgün görünüyordu. Sebebini sordular.

-"Üsküdar savcılığından geliyorum. Ben sizlere (talebelerime) benimle kara topraklara gitmesin diye bildiklerimin hepsini vermek istiyorum. Fakat bazı arkadaşlarınız, bizden duyduklarını hemen çıkıp kürsüde söylüyorlar. Bir kardeşiniz Ankara'ya giderken trende yerli yersiz konuşuyor. Kimin talebesi olduğu öğrenilince bizi ifâdeye çağırıyorlar, sıkıntısını biz çekiyoruz." buyurdu.

***
İşte o dönemde, şimdilerde birilerinin mürşid-i kamil olduğunu iddia ettiği Ali Haydar Ahıskalı bile, yaklaşık 25 sene evinden dışarı çıkamamış ve en yakın akrabalarının çocuklarını bile okutamamıştır. Öyle ki bir cami imamından başka hiçbir şey olmadığı halde, önceleri mürşid-i kamil, son yıllarda ise tamamen sahtekarlıklarla dolu bir sözde sempozyum ile müceddid ilan edilen Mahmud Ustaosmanoğlu'nu bile o okutmamıştır. 

O dönemde T.C. toprakları içerisinde Süleyman efendi hazretleri gibi, din ilimleri unutulup gitmesin, İslam dini arz üzerinden tamamen silinmesin ve medrese usulü ile talebe yetiştirme sistemi yok olmasın diyerek, o çapta mücadele veren ikinci bir kişi daha yoktu. Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin yaptığı, tabiri caizse, kupkuru odunları, kurak topraklara saplayıp, kısacık sürede yeşertmek ve olgun meyveler vermesini temin etmekti. 

Zira hem içinde bulunulan şartlar gereğince tedrisat yapmaya müsait değildi, hem de öyle bir baskı ve zulüm vardı ki, ilim öğretilen kişiler de genellikle talebeliğe uygun kişiler değildi. Lüzumu halinde amele pazarından ameleler tutuldu. Çiftlikte işçi gibi gösterildi de, bunlara 50 yaşından sonra bile olsa ilim tahsili yaptırılıp müftü yapıldılar. 

Memleketin kenar köşe yerlerinde, kalan ömrü boyunca etraftan sadece beş on kişiyi okutup arkasını getiremeyecek durumda olduğu bilinen, sistemli hareket edemeyeceği bilinen hocalar hariç, herkese mani olunmuştu ve ta Ali Haydar efendiye kadar herkes korkmuş, sinmiş, insanlığın ve kendilerinin korkunç bir felakete gittiğini gördüğü halde geri çekilmiş ve hizmet etmemişti. 

Sadece birkaç kişi de yeni sınırlarımızın dışında kalan eski topraklarımıza, mesela Mısır'a giderek talebe yetiştirmeye gayret etmişti de, onlar da kendisinden beklenilen seviyede bir hizmeti başaramamışlardı, sistemli şekilde tedrisat yapamamışlardı.

Dönemin şartlarını, duyduğunuzda ezberinizi alt üst edecek gerçekleri, sonsuz hayatınızda kırılma noktası oluşturacak gerçekleri inşaallah çok yakında şurada anlatacağız:www.SuleymanHilmiSilistrevi.com

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Her türlü afetten korunma duası

Allah-ü teala, dua, fetva emini, hadis-i şerif, İmam Nevevi, muhafaza, musibet, korunma duaları,


جاء رجل إلى أبي الدرداء فقال : يا أبا الدرداء قد احترق بيتك ، فقال : ما احترق ، لم يكن الله عز وجل ليفعل ذلك بكلمات سمعتهن من رسول الله صلى الله عليه وسلم ، من قالها أول نهاره لم تصبه مصيبة حتى يمسي ، ومن قالها آخر النهار لم تصبه مصيبة حتى يصبح : 

Bir adam Ebu'd-Derda (r.a.)'a geldi ve 'Ey Ebu'd-Derda, evin yandı.' dedi. Ebu'd-Derda (r.a.); 'Hayır yanmadı. Allah-ü teâlâ, rasüllüllah (s.a.v.)'den işittiğim şu kelimeler sebebiyle evimi yakmaz. Zira kim o kelimeleri sabah vakti okursa, akşama kadar kendisine hiçbir musibet isabet etmez. Kim de akşam okursa, sabaha kadar hiçbir musibete dûçâr olmaz.' diye cevap vererek şu duayı okudu:

اَللَّهُمَّ اَنْتَ رَبِّى لاَ اِلَهَ اِلاَّ اَنْتَ عَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ وَاَنْتَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاﷲِِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ مَا شَاءَ اللَّهُ كَانَ وَمَالَمْ يَشَاءْ لَمْ يَكُنْ اَعْلَمُ اَنَّ ﷲََ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَاَنَّ ﷲََ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْمًا وَاَحْصَى كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا اَللَّهُمَّ اِنِّى اَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِِّ نَفْسٍِ وَمِنْ شَرِِّ كُلِّ دَابَّةٍ اَنْتَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا اِنَّ رَبِّى عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ 

Allâhümme ente rabbî lâ ilâhe illâ ente aleyke tevekkeltü ve ente rabbü'l-arşi'l-azîm. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm, mâşâallâhü kâne ve mâ lem yeşe' lem yekûn, âlemü ennallâhe alâ külli şey'in kadîr ve ennallâhe kad ehâta bi külli şey'in ılmen ve ahsâ külle sey'in adedâ. Allâhümme innî eûzübike min şerri külli nefsin ve min şerri külli dâbbetin ente âhizün binâsıyetihâ inne rabbî alâ sırâtin müstekîm.

Mânâsı:

Allah'ım! Sen, benim rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Sana güvendim, Sen o muazzam arşın sahibisin. Yüce ve kudretli Allah'tan başka sığınacak kimse yoktur. Allah-ü teala ne dilerse o olur, dilemezse olmaz. Ben biliyorum ki, Allah (c.c.) herşey üzerine kâdirdir. Muhakkak O'nun ilmi her şeyi kaplamıştır ve her şeyin sayısını bilir. Allah'ım, her nefsin ve mahlûkun şerrinden sana sığınırım.Onların idaresi ve yönetimi senin elindedir. Muhakkak benim rabbim doğru yol üzerinedir.

Rasülüllah (s.a.v.)'in ashabından birinden yapılan başka bir rivayette ise, hâdise şöyle anlatılmaktadır: (Bu rivayette Ebu'd-Derda ismi zikredilmiyor.)

ورواه من طريق آخر ، عن رجل من أصحاب النبي صلى الله عليه وسلم ، لم يقل : عن أبي الدرداء ، وفيه : أنه تكرر مجئ الرجل إليه يقول : أدرك دارك فقد احترقت ، وهو يقول : ما احترقت لأني سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقول : ع من قال حين يصبح هذه الكلمات ، لم يصبه في نفسه ولا أهله ولا ماله شئ يكرهه ع ، وقد قلتها اليوم ، ثم قال : انهضوا بنا ، فقام وقاموا معه ، فانتهوا إلى داره وقد احترق ما حولها ولم يصبها شيء

"Bir adam o sahâbiye geldi ve 'Evine koş, evin yandı.' dedi. Bunun üzerine o sahabi; 'Hayır yanmadı. Çünkü ben rasülüllah (s.a.v.)'den duydum ki, bu (yukarıdaki) duayı okuyan kimseye ne kendisi hakkında, ne ehli hakkında, ne de malı hakkında hoşlanmayacağı hiçbir şey isabet etmez. Ben bugün bu duayı okudum.' dedi. Sonra o gelen adama; 'Hadi beraber gidelim.' deyip evine kadar gittiler. Baktılar ki, sahabinin evinin etrafındaki her şey yanmış ama onun evine bir şey olmamış.

| İmam Nevevi / el-Ezkâr

Bütün kainat onlara bağlı | Yeryüzünde mürşid-i kamil bir kişidir | Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.)

fetva emini, mürşid-i kamil, Süleyman Hilmi Tunahan, 18 bin alem, kainat, uzay, tarikat, rabıta, sahib-i irşad, peygamber efendimiz


Semada âleme ziyâ veren (ışık yayan) güneş bir olduğu gibi, Muhammediyyü'l-Meşreb ve sahib-i irşad olan vâris-i hakîkî (Mizacı, karakteri, davranış biçimi aynı peygamberimiz gibi olan zamanın tasarruf sahibi mürşid-i kamili de) arzda (dünyamızda sadece) birdir (bir kişidir). 

Vücûd-u nebî (peygamberimizin mübarek bedenleri) (s.a.v.), (bütün kainatta) dinin merkezi olan arzda (bizim gezegenimizde) ise de, ruhâniyet-i rasûlüllah, diğer âlemlerde (gezegenlerde) tebliğ-i ahkâm eylediği (İslami hükümleri duyurduğu, ilan ettiği) gibi, vâris-i hakîkî (Mürşid-i kamil) olan zâtın vazifesi de - ona teb'an - öyledir. Ve bütün kâmiller, kandilini ondan yakarlar.

(Kainatta, sayısız bunca alemde/gezegende hayat sahibi olan müslüman kullardan rabıta yapanları, kendileri bilmeselerde, aldanıp başka birilerini gerçek mürşid-i kamil zan etmişlerse de, feyzi peygamberimiz (s.a.v) ve sonra da bütün alemlerin ortak mürşid-i kamili olan zat vesilesi ile alırlar.)

SüleymanHilmiTunahan (k.s.) / Hatıratım, Ali Erol, Fazilet Neşriyat

İlim talebesinin dikkat etmesi gereken şeyler nedir? Sünneti ve edepleri hafife alan kimse, nelerden mahrum olur?

fetvaemini, ilim, talebe, gıybet, fasık, edep, alim, hadis-i şerif, Allah-ü teala, farzlar, peygamber efendimiz

Âlimlerden biri, talebesine şöyle nasîhat etti: 

 Gıybetten (dedikodudan) sakın. Faydasız ve çok konuşan kimse ile oturma ve böyle kimselerle arkadaş olma. Zîrâ çok konuşan kimse senin ömründen çalar ve vaktini zâyi eder.

 İlim talebesi, fâsıklardan (insanlardan utanmadan sık sık günah işleyen kimseden), Allâh-ü teâlâya âsî olanlardan ve ömrünü boşa harcayanlardan da uzak durmalıdır. Onlarla beraber olmak ve onlara yakınlık şüphesiz insana zarar verir. 

 Peygamber efendimizin (s.a.v.) sünnetiyle amel etmek niyeti ile, ilim öğrenirken kıbleye doğru oturmalı, âlimlerin ve sâlihlerin duâlarını almalı, mazlûmun bedduâsından sakınmalıdır.

 İki kişi ilim tahsili için gurbete gittiler. Aynı dersleri okudular. İki sene sonra biri fıkıh âlimi oldu. Diğeri ise ilim tahsil edemeden köyüne döndü. O köyün âlimleri bu hususu araştırdılar. Talebelere, tahsil esnâsında hasta olup olmadıklarını, nasıl çalıştıklarını, dersleri nasıl tekrar ettiklerini, hatta ilim öğrenirken nasıl oturduklarını bile sordular. Âlim olanın, kıbleye dönerek ders çalıştığını, diğerinin ise kıbleye arkasını dönerek oturduğunu öğrendiler. Bundan anladılar ki kıbleye dönerek oturmanın bereketiyle ve Müslümanların duâlarıyla âlim oldu. 

 Bundan dolayı talebe, sünnetleri ve edepleri hafife almamalıdır. Çünkü bunları hafife alan farzlardan mahrum kalır, onları da hafife alır. Farzları hafife alan da, âhirette cennet nimetlerinden mahrum kalır.

 Talebe nâfile namaz kılmalı, huşû ile kılanlar gibi kılmaya gayret etmelidir. Nâfile namaz ilim öğrenmesi için ona manen yardımcı olur.

 Peygamber efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim kıbleye hürmet ederse, Allâh-ü teâlâ da ona (dünya ve âhirette) ikrâm eder.” 

➧ Ta'limü'l-Müteallim
➧ Kenzü'l-Ummal

İnsanların en şerlisi kimdir?


fetva emini, imam-ı rabbani, ulema-i su, hadis-i şerif, şeytan, din, ilim, ayet-i kerime

Peygamber efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: 

“Şerlilerin en şerlisi, şerli âlimlerdir, hayırlıların en hayırlısı, hayırlı âlimlerdir.”

İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdular:

“Âlimlerin dünyaya sevgi ve rağbetleri, onların güzel yüzleri üzerine bir lekedir. Her ne kadar onlardan insanlar için faydalar hâsıl olsa da, ilimleri kendi haklarında faydalı olmaz. Onlar vasıtası ile din yayılsa ve takviye olsa da, buna itibar yoktur. Çünkü dini kuvvetlendirme gayreti, zaman zaman bazı fâcirlerde (açıkça günah işleyen) ve dîni inançları zayıf, gevşek kimselerde de görülür. Nitekim peygamberlerin efendisi (s.a.v.) fâcirin dini te'yidi (kuvvetlendirmesi) hususunda:

“Muhakkak Allâh-ü teâlâ bu dîni fâcir bir kişi ile de takviye eder (kuvvetlendirir).” buyurmuştur. 

…Bilakis bu ilmin, onlar hakkında zararlı olduğunu söylerim. Çünkü bu ilimle onların aleyhine (zararına) huccet (delil) tamam olmuştur. Nitekim peygamber efendimiz (s.a.v.): 

“Kıyâmet günü insanların azabı en şiddetli olanı Allâh-ü teâlânın, ilmiyle kendisini menfaatlendirmediği âlimdir.” buyurmuşlardır. 

Nasıl zararlı olmaz? Onlar Allah katında eşyanın en azîzi ve varlıkların en şereflisi olan ilmi, alçak dünya malı, makamı ve dostları için vesile yaptılar. Hâlbuki Allah katında dünya alçak, hakir ve yaratılmışların en sevilmeyenidir. Allâh-ü teâlâ katında aziz olanı alçaltıp, hakir olanı da yüceltmek, gayet çirkin bir kabahattir. Hatta Hak Sübhânehû ile muâraza etmek, yani Allâh-ü teâlâya karşı gelmektir. 

Ders okutmak ve fetva vermek, ancak Allâh-ü teâlânın rızası için olursa ve makam ve mevki sevgisinden, mal ve mertebe elde etme hırsından uzak olursa fayda verir. Bunlardan uzak olmanın alameti ise, dünyadan yüz çevirmek ve ona rağbet etmemektir. 

Bu belaya uğrayan ve dünya sevgisinin esiri olan âlimler dünya âlimleridir, kötü âlimlerdir, insanların en şerlileridir ve din hırsızlarıdır. Hâlbuki onlar, dini hususlarda kendilerine uyulduğunu ve bütün mahlûkatın en faziletlisi olduklarını zan ederler.

Nitekim Allâh-ü teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Onlar (faydalı) bir şey üzerinde olduklarını zan ederler. Dikkat edin, onlar yalancıların ta kendileridir. Şeytan onlara galebe edip, Allah’ı zikretmeyi unutturdu. Onlar şeytanın taraftarıdır. Uyanık olun ki şeytanın taraftarları hep hüsrana düşenlerdir.” (Sûre-i Mücadele / 18-19)

(Mektûbat-ı İmam-ı Rabbanî, c.1./ Mektup:33
(Sünen-i Dârimî)


Müslüman bir kadın gayr-ı müslim bir erkek ile hiçbir şartta evlenemez | Gayr-i müslim erkek ile evlenen kadın dinden çıkar.


fetva emini, müslüman kadına dair, ashab-ı kiram, nikah, küfür, hadis-i şerif, ayet-i kerime, fıkıh


İslâm’ın başlangıcında müslümanlar, müslüman olmayanlar ile de evlenebilmekteydiler. Hür olan erkek ve kadınlar köle ve cariye olanlardan üstün bulunuyorlardı. 

Ashâb-ı Kirâm’dan Abdullah ibn-i Revaha radıyallahü anh, müslüman bulunan bir cariyesini azat etmiş, sonra da onunla evlenmişti. Bazı kimseler bunu garip görmüşler, birçok güzel ve servet sahibi gayr-i müslim hür kadınlar bulunurken, neden bu azatlısı kadınla evlendi demişlerdi. 

Bunun üzerine Bakara Sûresi, 221. âyet-i kerîmesi nazil olmuştur (meâlen): 

“Maamafih müşrikleri iman etmedikçe nikâh etmeyin. Bir müşrik kadın -sizi imrendirse bile- iman etmiş bir cariye, her halde ondan daha hayırlıdır. Gayr-i Müslim erkeklere kadın-kız tezvic etmeyin, evlendirmeyin -bir müşrik size hoş görünse bile- mü’min bir köle elbette daha hayırlıdır. Onlar sizi ateşe davet ederler. Allah ise, izni ile cennete ve mağfirete davet ediyor da âyetlerini insanlara beyan buyuruyor ki onları tezekkür edip akıllarını başlarına alsınlar.” 

Bir müslüman kadının bir gayr-i müslim ile evlenmesi katiyyen haramdır. Bu haram, bu âyet-i kerîme ile ve sâir âyetler ve hadisler ile ümmet-i Muhammed’in icmâı ile sabittir.

Böyle bir durum, İslâm şerefine, İslâm yararına, müslüman kadının selâmet ve mutluluğuna aykırıdır. 

Bir müslüman kadının, bir gayr-i müslim erkek ile evlenmeyi caiz görmesi ve evlenmesi küfürdür. İslam'dan çıkmasına ve ebedi felaketine sebep olur.

Kuşlara, kedilere, köpeklere yiyecekleri bir şeyler vermek de sadakadır ve sevabı çoktur.

fetva emini, sadaka, usul-i hadis, peygamber efendimiz, israiloğulları, müslüman kadına dair

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular:

"Fâhişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip) köpeği suladı. Bu sebeple kadın mağfiret olundu." 
Hadis-i Şerif - Müslim (Tevbe 155) (2245).

“Susuzluktan ölmek üzere olan bir köpek bir kuyunun etrafında dolaşıp duruyordu. İsrailoğullarından fâhişe bir kadın onu gördü; hemen çizmesini çıkardı ve onunla köpek için kuyudan su çekerek onu suladı. Bu yüzden o kadın bağışlandı.”
Hadis-i Şerif - Buhari (Enbiya 54) Müslim, (Selâm 155)